GERÇEKTEN BÜYÜDÜM MÜ? PDF Yazdır e-Posta

Son zamanlarda yaptığım çalışmalarda danışanlarımla ilgili sıklıkla rastladığım bir problem dikkatimi çekti ve bu hafta bu konuyu sizlerle paylaşmak istedim.

Şu gerçeği artık biliyoruz ki insan beyni doğduğu anda atalarından aktarılanlar/ geçmiş yaşam bilgileri ve anne karnında kaydettikleri gibi bilgilerin dışında boş bir kaset. Doğduğumuz andan itibaren bize yaşatılan / hissettirilen/ gördüğümüz/ duyduğumuz/ dokunduğumuz/ tattığımız her şey BİLGİ !

Bu bilgiler ışığında sinir hücreleri gelişiyor, kişi o anlamda olayları ve karşısındakini algılıyor, anlıyor. Buna göre düşünüyor, davranıyor, hayatını kuruyor, yaşıyor?

Hatta ailedeki bilgileri, kişileri kopyalıyor / taklit ediyor/ her bir aile ferdine benzer roller geliştiriyor. Buna bağlı olarak zihnimizdeki bu bilgilerin frekansları yayılıyor. Kişi büyüyüp yaşama katıldığında pinpon topu misali karşı taraftan da aynı tip / zihninde kayıtlı olan / öğrendiği/ bildiği davranışlarla karşılaşıyor. (Kuantum Fiziği)

Kendi ailemize benzer hayatlar kuruyor, bazen de ailedeki durumu beğenmeyerek fark yaratmak adına durumun tam tersini yaşamaya çalışıyoruz. Ama nafile. İnsan kaçtığı durumu besler derim her zaman, dolayısıyla bir şekilde kaçtığımızla karşı karşıya geliyoruz.

 

Gelin durumu biraz daha spesifik tanımlayalım. Aile sırrı, dış çatışmalar, alkol, uyuşturucu, taciz, kriminal suçlu, kişilik bozukluğu, ruhsal bozukluk, yıkıcı / eleştiren kişilik gibi ailede bir kişinin temel bir problemi varsa problem o kişinin değil, tüm ailenin problemidir.

Ailede bu tip durumlar mevcut ise o ailedeki bireylerde stres, az iletişim, dengesizlik, güven problemi, destek eksikliği, duygusal deprem, tenkit vs kaçınılmaz oluyor. Bireyler olumlu yönde gelişemedikleri gibi büyüyemiyorlar da.

Zaman ilerlediğinden kişinin görüntüsü, yaş?ı büyüyor ancak duygusal anlamda halen küçük bir çocuk olarak kalınıyor. Kişi yaşamla gerçek anlamda mücadele edemeyen, güvensiz, katı yada zayıf haliyle çaresizce debeleniyor. Bu duruma fonksiyon bozukluğu ailede yetişmiş fonksiyon bozukluğu olan insanlar diyoruz. Kendi ruhuyla öğretilenler, yaşadıkları arasında sıkışıp kalmış insan figürü!

Fonksiyon bozukluğu olan aileler aynı tip bireyler yetiştirir, bu bireylerde kendilerine fonksiyon bozukluğu olan aileler kurarlar. Neden mi? Çünkü insanoğlu alıştığının dışına çıkmak istemez. Alıştığının doğru olduğunu zanneder. (Bilgi budur)

Ancak o zaman kendini güvende ve evinde hisseder. Her şey yolunda olmadığı halde yolundadır? Bu esaretle, sıkışmışlıkla tüm yaşamı boyunca sevgi ihtiyacı, korunma ihtiyacı, güven ihtiyacı gibi durumlara sahip olabilmek adına yanlış seçimler yapar. İlişkilerinde dahi sevgi değil ihtiyaç için karşısındakiyle birlikte olur ve birlikte boğulurlar?

Ebeveyninizi değiştiremezsiniz, size yaptıklarını kabul etmesini, özür dilemesini büyük olasılıkla sağlayamayabilirsiniz, geçmişte olanları değiştiremezsiniz onlar yaşanmıştır, ama kendinizi değiştirebilirsiniz!

Gelin bugün güzel bir çalışma yapın kendinize!

İçinizdeki çocukla buluşun. Onu görün, zihninizde yaratın. Bakın nasıl görünüyor.

Ona sarılın, onunla konuşun.

Sizin artık büyüdüğünüzü ve onu da büyüteceğinizi, güvende olduğunu ve onu çok sevdiğinizi ve artık her şeyin geçmişte kaldığını söyleyin.

Bağımlılığınızı bağımsızlığa dönüştürün.

Kendi yaşamınızı kuvvetlenen kollarla, yüreğinizle, kimseyi suçlamadan, yükleri boşaltarak kavrayın, yaşayın?Geçmişte ki duygusal travmatik alışkanlıklarınızı bugünden itibaren bırakın!

Derin bir nefes alın. İnanın bundan daha büyük özgürlük yok?

Cennet burada.

 

Sevgimle kucakladım hepinizi?

Ebru Feyizoğlu

30 Haziran 2010

 

Yorum ekle

yorum poliçesi


Güvenlik kodu
Yenile