Ne kadar uzağa gidersen git, ne kadar zaman geçerse geçsin geçmişinden kaçabilir misin? PDF Yazdır e-Posta

Merhaba sevgili okurlarım,

Bu hafta yaşanmış, reel bir bilgiyi sizlerle kısaca da olsa paylaşmak istedim. Gününüz, haftanız güzel geçsin.

Atalarımızdan bize aktarılan bilgileri, çocukluktan ailemizden, çevremizden, okuldan öğrendiklerimizi beynimiz adeta bir kayıt cihazı gibi kaydeder. Bu öğrenilenler artık tüm hücrelerimize işlemiş bilgilerdir. Bilgiler öylesine işlemiştir ki içimize, çocukluğumuzda bize davranılan, hissettirilen şekil ve durumları hayatın ve insanlığın gerçeği zannederiz. Dolayısıyla büyüdüğümüzde de bize çocukluktaki gibi davranan o duyguları hissettiren (iyi veya kötü) kişileri yaşamımıza çekeriz. Çünkü bizim için doğru olan o kişilerdir. Doğru olan yine aynı tip olayları yaşamaktır. Çünkü bunlara alışmışızdır, tanıdıklardır. Tanıdık duygu ve davranışla karşılaştığımızda bize güven verir, ?evde? hissi verir. Bizi acıtsa bile?

İşte yaşamımızda ters giden bir türlü neden kaynaklandığını bilmediğimiz hatta kendi içimize yönelip nedeni sorgulamadan direkt dünyayı ve diğer insanları suçladığımız olayların kaynağı, temeli geçmişimizde yatıyor.

Bunların arasında ?üşüme hasta olursun?, ?nazar değdi?, ?çok param olursa huzurum kaçar, kötü yola düşerim?, ?erkekler aldatır?, ?aşk içinde acı barındırır, aşık lar kavuşamaz? gibi zihnimize adeta sivri bir aletle kazınmış bilgiler vardır. Birde bunların dışında tüm yaşamımızı etkileyen ?kader? diye etiketlediğimiz daha da içler acısı durumlar var yaşanılan.

Örneğin dün bir danışanımla yaptığım bireysel seansta, danışanın erkek arkadaşının onu istememesinden korktuğu, çoğunlukla erkek arkadaşının istediği zamanlarda görüşebildiklerini ve onun sevgisini, takdirini kaybetmekten ölesiye korktuğu durumunu çalıştık.

Sonuç her zamanki gibi çarpıcıydı. Danışanım küçük yaşta anne baba ayrılığı yaşamış biri. Babasının evden gitmesiyle birlikte onu istemediği düşüncesine kapılmış olduğunu, sadece babanın tayin ettiği zamanlarda görüştüklerini hatırladı. Babasının onu sevdiğini yaşamı boyunca hissedemediğini ve karşısına çıkan bütün erkek arkadaşlarının onu sevdiklerini söylemelerine rağmen bir türlü sevildiğini hissetmediğini de?

Bu duygu onun için ölümle aynıydı. Tıpkı şu anki ilişkisinde de olduğu gibi. Çocuklukta ki bilgi kendini göstermişti. Danışanım bu bilgiyi kadın erkek ilişkisinde olması gereken gerçek olarak öğrenmişti. Ben bu şekilde öğrendim / öğretildi / gözlemledim diye düşünüyordu, yani yaşanılması kaçınılmazdı.Fiziksel olarak bu durum göğsünde baskı ve zaman zaman sıkışma (anksiyete) olarak ta kendini baş gösteriyordu. Bunları fark etmesi ve teknikle dönüştürmemiz sonucu kalıcı iyileşme, dönüşüm gerçekleşti.

Bu durumu yazmamın sebebi sizlerle paylaştığım her durum, bilgi hepimizin farkındalığını etkiliyor ve dünyaya yayılıyor. Her bir okuyanın farkında olması ve kendi yaşadığı kısırdöngülerin, acı olayların, üzüntülerin, hastalıkların gerçek nedenini fark edebilmesi, durumlarla barışması ve dönüşüm o kişinin çaresizliğini bitiriyor. Gücünü, sevme kapasitesini açığa çıkarıyor. Fiziksel hastalıklar iyileşiyor. Ve diğer insanlara ışık tutabiliyor bu bilgilerle. Hep birlikte el ele ışığımızı bir diğerine yaymak dünyadaki en güzel şeylerden biri.

Bu haftaki paylaşımım umarım ışık tutar ve ruhsal, fiziksel, duygusal, zihinsel farkındalık, şifa yaratır, bütünün hayrına?

Artık havalar güzelleşti? Haydi herkes üstündeki kıyafetleri atıp inceltmekle birlikte zihindeki, duygulardaki yükleri de atsın.

Daha özgür, sevecen bir dünyaya?Teslimiyetle, akışla?

Sevgimle

Ebru Feyizoğlu

 

Yorum ekle

yorum poliçesi


Güvenlik kodu
Yenile