İÇİMDEKİ BARIŞ PDF Yazdır e-Posta

Kızılderililerden çok sevdiğim bir alıntı vardır.

Derlerki; ? Üç barış vardır,

Birinci barış, en önemli barıştır.

İnsanın ruhundadır. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini farkettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh'un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu farkettiğinde birinci barış sağlanmıştır.

Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir.

İkinci barış, iki fert arasında olan barıştır.

Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılandır.

Fakat hepsinden önce anlamalısınız ki 'gerçek barış' dediğimiz birinci barış olan insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir.

Yaşam dediğimiz olguda herbirimizin istekleri, sıkıntıları, hayalleri, kabusları, hüsranları vardır. Sanki hep dışarda bir dünya var ve birde biz varızdır. Dünya bize karşıdır çoğu zaman. Arkamızda değildir. Yanımızda değildir. Onunla bir bütün değilizdir. Bizden ayrıdır.

Hatta birçoğumuza göre yaşam bizden güzelliklerini esirger. Şanssızlıklarla, olumsuz senaryolarla bizi yüzyüze getirir herseferinde.

Örneğin; Kimimiz evlenemezken, kimimiz boşanmanın getirdiği maddi, manevi yükün altında eziliriz.

Karşı cinsle olan ilişki sorunlarından, evli çiftlerin çocuk sahibi olamamasından, hırsızlıklardan, para sıkıntısından, kan davalarına, aile içi geçimsizliklere, evrende yaşanılan susuzluktan, açlığa, iç savaşlara kadar binbür türlü olumsuz olayla karşı karşıya kalmış durumda buluruz kendimizi.

Üstelik çaresizlik içinde hep biryerlerden, birşeylerden medet umarak, isyan ederek yaşarız hayatı.

Gittikçe umutlar söndüğü gibi, olumluya dönüştürülemeyen, değişmeyen, dolayısıyla tekrar tekrar yaşanan olaylar artık normal gelmeye başlar, kanıksanır, göz yumulur. Zaman doldurur ve kanaat eder hale geliriz?

Hiç dikkat ettinizmi insanlar arasında ne kadar çok ?Beni iyi bulmaz ,Ben şanssızım?, ?Kaderim kötü yazılmış? , ?Nazar değdi?, ?Düz tabanım? gibi sözler tekrarlanır.

Gittikçe artan olumsuz düşüncelerimiz, duygularımız örümcek ağı gibi zihnimizi daha da fazla sarar? Adeta içine düştüğümüz karanlık, kör bir kuyuda daha da derinliklere dalarız farketmeden

Işığı arayan ruhlar misali, karanlık yanların aydınlanması yerine daha da karanlığa gömülürüz?

İnsan yapısının biriktirme ve zihninden atamama özelliğinden dolayı, yaşanan her olumsuz durum, yeni bir bilgi ve gerçeklik olarak dosyalar arasına eklenir. Aslında bilgi yine kendini tekrarlamıştır.

Peki biz bunca dosyayı zihinlerimize ne zaman klase ettik? Ve birbirine bu kadar benzer durumları defalarca yaratıp yaşadık, sonrasında başkalarını ve kendimizi suçladık?

Ne zamandır hayatla ve insanlarla geçmiş yaşanılmışlıklarımızı herseferinde başka olay ve insanlarla mukayese edip, ısıtıp ısıtıp tekrar sofraya koyarcasına yaşatıyoruz? Bir düşünün?

Elinizde bir bardak var. İçinde bir miktar zehir var .Zehiri hafifletmek yada yok etmek için bardağa sürekli su ekliyorsunuz. Ne kadar su eklerseniz ekleyin, tamamen saf su olmadıkça zehir içinde baki kalacaktır.

Ancak zehiri tamamen boşaltınca bardak temizlenir. Tıpkı iç dünyamızda, bilinçaltımızda ki bilgiler gibi. Biz ne denli olumlu ve dengede olursak, karşılaştığımız olaylar ve kişiler de aynı şekilde dengede ve uyumlu olurlar. İç dünyamızda zenginlik varsa dış dünyamızda da zenginlik olur.

Bilgelik içerdedir, dışarda görünen değildir İçerde bilgeyse kişi ancak o zaman evrenin muhteşemliğini, bolluğunu farkedebilir.

İç dünyamız dış dünyayı yaratan dünyadır. Dış dünyada karşılaştığınız her şey iç dünyanızın yansımasıdır. Zihninizdeki kalıplar ve duygularınızın durumuna göre yaşamınızın kalitesi gelişir yada geriler. İstekler gerçekleşir yada sürekli aynı şeyler yaşanıp, oradan oraya koşuşturur, yorgun düşülür?

Yeni mevsime girdigimiz bugünlerde zihnimizdeki, bedenimizdeki, duygularımızdaki eski dosyalarımızı çöpe atalım. Bunun icin canınızı sıkan, yaşamınızda birtürlü gerçekleşmeyen, tekrar tekrar yasanan, kısırdöngüleri bulun ve bir deftere mümkünse hergün yazın.

Boşaltın zehirinizi. İyi duygular zehirden sonra çıkacaktır.

Zihni temizlemek , rahatlamak için bir diğer uygulama da, her sabah ve akşam yatmadan önce meditasyon yapmaktır. Özellikle yazdıktan sonra.

Bunun için sessiz ve rahat biryere gidin. Üstünüzde rahat, sizi üşütmeyecek yada terletmeyecek bir kıyafetle, mümkünse hafif bir müzik eşliğinde loş ışıkta oturun.

Gözlerinizi kapatın. Tüm kaslarınızı zihninizde gevsetin. Oturuncaya kadar aklınızda olan tüm düşünceleri ve meditasyon bittikten sonra ki zamanda yapmayı planladığınız herşeyi zihninizden uzaklaştırın. An?da kalın ve duruma,yaptığınız şeye odaklanın.

Derin bir nefes alın. Nefesi vermeden 2-3 saniye tutun. Yavaş yavaş bırakın.Tekrar derin bir nefes alın, yavaşca bırakın?Nefesi normal şekilde alıp vermeye devam edin.

Şimdi zihninizde, kendinizi rahat ve güvende hissettiğiniz bir yere gidin.

Bu yer, turkuaz renkli bir deniz ve altınkum, palmiye ağaçlarıyla kaplı tropikal bir ada olabilir yada kırmızı ateşiyle büyüleyen bir şömine başı olabilir veya geçmiş yaşamınızda bulunduğunuzu düşündüğünüz gotik bir şato olabilir.

Gerçekten sevdiğiniz ortamdaymış gibi o resmi hayal edin ve orada olun. Çevredeki tüm detayları gözlemlemeye başlayın. En ufak detaylara kadar inceleyin. Yürürken ayağınızın altındaki yerin dokusunu hissedin. Çevredeki güzellikleri görün. Kokuyu içinize çekin. Sesleri duyun. Bu güzelliği deneyimleyin, hücrelerinizde hissederek, tüm duyu organlarınızı devreye sokarak, herşeyle bütün ve tek olduğunuzu hissederek deneyimleyin.

İçinizi kaplayan sevgi ve güven duygusunu, huzuru deneyimleyin .

Artık hiçbir durumun sizi olumsuz yönde etkilemeyeceğinin farkına vararak, evrende herzaman, heryerde, kimlerle olursanız olun güvende olduğunuzu farkedin. Güç içinizde. Denge içinizde. Şifa içinizde. Huzur ve mutluluk içinizde.

Gün içinde yaşadığınız olumlu, olumsuz, bütün olayları, yaşamı ve kendinizi öğrenmek, anlayış kazanmak ve olduğu gibi kabul edebilmek için yaşadığınızı farkedin. Herkes ve herşey zihninizdeki bilgiler ışığında size sadece rehberlik ediyorlar.

Gittikçe hafiflediğinizi hissedin. Düşünceler uzaklaşsın. Duygular uzaklaşsın. Bedensel ağrılar, kaygılar uzaklaşsın. Yeniden doğmuş gibi?

Deneyimi istediğiniz süre yaşatın kendinize. Sonrasında zihninizde yarattığınız ortamın aslında o an bulunduğunuz ortamdan farkı olmadığını farkedin. Unutmayın önemli olan sizin kendi içinizde ne hissettiğinizdir. Bulunduğunuz mekan değil.

Yavaş yavaş fiziksel anlamda bulunduğunuz yere gelin. Gözlerinizi açmadan önce kendinize meditasyonu yapmadan önceki durumunuzdan çok daha sağlıklı, huzurlu, neşe dolu olarak oturduğunuz yerden kalkacağınızı söyleyin. İçinizden 3 e kadar sayın.

Hazır olduğunuzda gözlerinizi açın.

Kısa bir süre bulunduğunuz yerde oturup deneyiminizi sindirin. Kolunuza, burnunuza, bedeninize dokunun ve kalkın.

Sevgiyle?

Ebru Feyizoğlu

 

Yorum ekle

yorum poliçesi


Güvenlik kodu
Yenile