ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK PDF Yazdır e-Posta

İşte tam böyle bir hava olmalıydı bugün.

Dünün müthiş soğuğu, çalıştığım danışanlarımın ve arkadaşlarımın mutsuzlukları, sıkıntılarıyla bugün adeta onların gözyaşları gibi yağmur dile geldi.

Bu sabah camın kenarından balkona terfi ettimJ Öğleden sonra başlayacak koşuşturmamdan önce keyif yapmak istedim. Elimde lap top um ve bol köpüklü türk kahvemle dışarının amansız soğuğundayım. Şu anda soğuğu hissetmek; yaşamı hissetmek, yaşamın içinde olmak hatta o olmak benim için.

Tam karşımda balkonu yana bakan çok şirin bir ev var. Bir bey de aynen benim gibi bunca soğuğa rağmen balkonunda oturmuş kahvesini yudumlarken sigarasını tüttürüyor. Benim farkımda bile değil. Amansız bir telaş var yaptığında. Ya içerde bekleyeni var yada soğuktan?

Çevreyi izliyorum? Kendimi izliyorum? Bugünlerde önceki yazımda da belirttiğim gibi 40lı yaşlarıma gelmeden yaşamın ve kendimin her yönünü sorgulayıp, keşfetme ve olanın arkasındakini görme arzum aklımda sürekli tek bir şeyi söylüyor;

 

"Ölmeden önce Ölmek".

Dün, birbirimizi yeni tanımaya başladığımız halde daha ilk günden derinlerimize bakabildiğimiz, birbirimizi hissedebildiğimiz, birlikteyken kendimi çok iyi hissettiğim bir arkadaşımdan aldığım ?Bu akşam yalnız kalıp ölmem lazım? mesajı aklımdan çıkmayan bu düşüncemi yazıya dökmemi sağladı.

Gerçekten merak ediyorum siz hiç düşündünüz mü gerçekte yaşıyor muyuz yoksa kişi kendine öğretilenleri tekrarlayıp, kendinden vazgeçerek ?yaşıyor oyunu? numu oynuyor? Dizilerde, filmlerde oyuncu diye seyrettiklerimizden farksız mıyız aslında?

Artık şunu çok net gözlemliyorum ki insanoğlu boğuluyor çünkü özgür hissetmiyor kendini. İnsanlık depresyonda ve bu çağın hastalığı haline geldi. Neden mi?

Çünkü bütün öğrenilen bilgiler ve bunların ışığında yaşanılan kısıtlı yaşam ağır gelmeye başladı.

Çünkü ruh, kendini ifade alanı maksimumda kısıtlanmış ve bedende esir kalmış özgür bir enerji.

Yaşamdaki hayal kırıklıkları, kayıplar, mutluluk arayışları, aşk arayışları, zenginlik hayalleri, geçim sıkıntısı, istediğine ulaşıp bir üsttekine ulaşma çabalarından doğan tatminsizlikler, toplumsal baskılar, yapılması gerekli işler listeleri, çevredeki insanların istediği, beklediği gibi davranarak kendinden uzaklaşma harekat ı insanın canını acıtıyor artık. Kimse sorumluluk almak, kendini iyi hissettirmeyen şeyler yapmak yada böyle hissettiren kişilerle görüşmek istemiyor. Artık ilişkilerde bile insanlar en hafifini yaşamak, iş ciddileşmeye başlayınca adeta koşarak uzaklaşmak istiyor? Kendimi dışarıya atayım eğleneyim derken, eğlence sonrası eve dönüşte yine tatminsizlik belki aynı şeyi tekrarlamanın geçici doyumu ama doyumsuzluğu yaşanıyor.

Ne ilginçtir ki eskiden çöpten kendine uygun bir şeyler toplayıp yaşamını bu şekilde idame ettiren insanları gördüğümde ve sonrasında da düşünmeye devam ettiğimde içim parçalanırdı.

Zor durumda olan insanların acıları benim acım olurdu. (Halen de zor da olan insanlara mutlaka elimden geleni yapmak, yardım etmek arzum beni benden alır.)

Evrenin oluşumundaki olmazsa olmazı temsil eden ( + , -) zorda olan bu insanların haksız konumda olduğu, eksi durumu övme niyetinde değilim yanlış anlamayın. Sadece işin daha da ötesini hissetmeye, görmeye ve göstermeye çalışıyorum.

İnsan tıpkı bu insanlar deneyimlediği gibi her şeyden vazgeçip kaybetmenin içine korkusuzca girebildiğinde özgürlüğün bu olduğunu anlıyor. Hiçbirşeye sahip olmadığını bilmek, hiçbirşey olmadığını ama her şey olduğunu bilmek korku olmaktan çıkıyor, özgürleştiriyor insanı.

Bir parça ekmekle doyabilmek ve içte hissedilen şükran duygusu, istediğin an istediğin yerde olabilmek, kimsenin senin etiketin ve görünüşünle ilgilenmemesi gerçekte senin kim olduğunla ilgilenmesi, istediğin zaman günlerce kaybolabilme, istediğin yerde yatabilme özgürlüğün, parasızlığın zenginliği ve hafifliği?

İşte bu insanlar ölmeden önce ölmeyi deneyimleyebilen, korkusuz, özgür insanlar. Sevdiklerinden ve kendilerinden başka kaybedecek bir şeyleri kalmamış bu insanların. Belli ki kendilerinden de vazgeçmişler. Çoğu yaşlanmış insanlar da böyle değilmidir? Geçmişlerinde kim bilir ne güzellikte, bollukta, sevgide yaşadıkları yaşamlarını şimdilerde oturarak, hiçbir beklentileri olmadan an?ı yaşayarak geçirirler. Gelecek muammadır tıpkı diğerleri gibi. Ne olacağını nasıl olacağını bilmeden ama biryandan da bilerek yapılan bir beklemedir bu? Kabulleniştir. Korkusuz olmaktır. Geçen akşam izlediğim bir filmde Uzakdoğulu kadın Amerikalı adama ?Sizinle bizim farkımız işte burada. Siz kendinizi, isminizi büyük bir egoyla ortaya atmak istiyorsunuz, biz ise bundan ve kendimizden tamamen vazgeçmek için yaşıyoruz, bunu öğreniyoruz? dedi. Sonuç olarak her şeyin birbirini tekrarlaması ve depresyon da bir tükeniş, bir ölme hali. Kendinden vazgeçiş aynı zamanda kendini bulma durumu. İçine girince artık onu tanımış olmanın verdiği bir korkusuzluk. Hele ki yanında sığınabileceğin, yüreğini gerçekten ısıtacak birileri varsa.

Bir şey sürekli tekrarlandığında kendini tüketir, tamamlanır, özgürleşir. Evrenle bir olur. Artık canını acıtmaz bitmiştir çünkü, onu deneyimleyip bitirmişsindir. Yaşanılan sıkıntılar da, insanın özünden vazgeçip üstlendiği kimliklerle yaşama savaşı da artık tükenme aşamasında.

Olumsuz görünen tükensin, özgürleşsin ki insanoğlu Anka kuşu misali küllerinden yeniden doğabilsin. Kim olduğunun ve ne yaptığının, ne istediğinin yada istemediğinin farkına varabilme zamanının yaşanmasına yer açılsın.

Ölmeden önce öldükten sonra özgürce tüm benliğini, ruhunu hakkıyla ifşa edebil ve her an?ı doyasıya yaşayarak ?işte hayat bu? diyebil. Depresyon mutluluğun içinde erisin ve bir olabilsinler?

Şimdi ruhumuzu esir alan, bizi durduran, kendimizden uzaklaştıran paltolarımızı, yüklendiğimiz artık taşıyamadığımız valizlerimizi bırakalım elimizden geldiğince. Bu sefer gerçekten yaşamaya söz vererek kendimize kavuşalım, hasret giderelim gerçek biz le. Bunca zaman içinde, bunca yaşanmışlıkla kendimizi ne kadar özlediğimizi fark edelim ve kendimize sarılalım.Yardıma ihtiyacı olan için ben her zaman buradayım.

Unutmayalım ki arkamızda koskoca bir evren var, güvendeyiz, yalnız değiliz, seven, sevileniz. Her şey yolunda

Sevgimle

Ebru Feyizoğlu (7/02/2010)

 

Yorum ekle

yorum poliçesi


Güvenlik kodu
Yenile